Karadeniz: Bir Barış Denizi Paneli Gerçekleştirildi
İstanbul Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi’nin işbirliği ile gerçekleştirilen Karadeniz: Bir Barış Denizi Paneli’ne İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi ev sahipliği yaptı. Panelin açılış konuşmalarını İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak ve Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şirin Karadeniz gerçekleştirdi.
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Komsuoğlu Çıtıpıtıoğlu’nun moderatörlüğünü gerçekleştirdiği panelde Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Canan Sokullu, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Onay, Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Müdürü Doç. Dr. Cihat Yaycı ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Erler Bayır konuşmacı olarak yer alırken kapanış değerlendirmesini İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rauf Versan yaptı.
“Ülkemizi Hem Bir Bölgesel Aktör Hem de Küresel Bir Güç Olarak İleri Götürmek İstiyorsak Denizlerimizdeki Hakimiyetimizden Vazgeçmeyeceğiz”
Panelin ilk açılış konuşmacısı olan ve sözlerine İstanbul Üniversitesi ile böyle önemli bir panelde işbirliği yapmaktan mutluluk duyduğunu belirterek başlayan Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şirin Karadeniz, “Bu panelde aslında konuşacağımız çok önemli konuları barındırıyor ve bu süreç içerisinde devletlerin süper güç olmasının yolunun denizlerden, okyanuslardan ve onlara hakimiyetten geçtiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu bakımdan ülkemizi hem bir bölgesel aktör hem de küresel bir güç olarak ileri götürmek istiyorsak denizlerimizdeki hakimiyetimizden vazgeçmeyeceğiz. Geçmişe baktığımızda tarihimizde de öncü amirallerimiz ve denizcilerimizi barındıran bir ülke olarak tabii ki denizlerimiz ile ilgili her tür hakkımızı savunurken, çevremizdeki bölgelerde de barışı sağlamak üzere başat bir güç olacağız. Aslına bakarsanız “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün sözünün doksan yıl sonra da hala geçerli olduğunu ve bu sözün Türk kara sularını ve denizlerimizdeki hakimiyetini de kapsadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu anlamda, Mavi Vatan bizim için bir dış politika argümanı gibi görünse de aslında ülkemizin tamamının verdiği ve sürekli olarak da üzerinde durduğumuz bağımsızlığımızın da denizlerdeki yansıması olarak düşünebiliriz” dedi.
1986 yılında deniz yetki alanı sınırlandırmaları anlaşmalarıyla Türkiye’nin Karadeniz’deki sınırını belirlediğinin altını çizen Prof. Dr. Karadeniz, “Bu anlamda Karadeniz’de komşu olduğumuz ülkelerle yaptığımız bu anlaşma da uluslararası hukuka uygundur. Aslında Karadeniz’in bir barış denizi olduğunu ve barışın sağlanması ve sürdürülmesi konusunda, bölgenin huzurunun korunması konusunda uluslararası hukuka uygun olan tüm haklarımızı ve sorumluluklarımızı çok iyi biliyoruz. Bizlere düşen bilim insanları olarak bu haklarımızı ve tezlerimizi savunurken akademik çalışmalarla süreci ilerletmek ve sürekli yapacağımız bilimsel çalışmalarla katkı sağlamak olacaktır” diyerek sözlerine son verdi.
“Karadeniz; Rusya Federasyonu, Kafkaslar ve Hazar Petrol ve Doğalgazının Dünya Pazarlarına İletildiği Önemli Bir Enerji Koridorudur”
Bir diğer açılış konuşması için söz alan ve Karadeniz’in jeopolitik ve jeostratejik açıdan tarihsel ve güncel anlamda öne çıkan bir deniz olduğunu vurgulayarak sözlerine başlayan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, “Karadeniz Avrupa’yı Hazar’a ve Kafkaslara, Rusya ve Orta Asya’yı sıcak denizlere bağladığı için ticari, ekonomik ve siyasi açılardan çok kritik bir coğrafi konuma sahiptir. Karadeniz; Rusya Federasyonu, Kafkaslar ve Hazar petrol ve doğalgazının dünya pazarlarına iletildiği önemli bir enerji koridorudur. Sahip olduğu hidrokarbon yatakları ile potansiyel bir enerji bölgesidir. Karadeniz, bölge devletleri için küresel politik ekonomi açısından, Hazar Denizi’nden başlayarak bölge coğrafyasından Avrupa’ya doğru yayıldığı çizgide, küresel bir işlev üstlenmektedir. Bu durum Karadeniz bölgesini enerji politik açısından bir rekabet bölgesi kılmaktadır. Karadeniz aynı zamanda tarihsel olarak NATO-Doğu Bloku ayrışmasının, güncel olarak Batı Dünyası ile Rusya arasındaki bölgesel rekabetin de kesişme noktasıdır. Bu durum, Karadeniz’de kalıcı ve istikrarlı bir güvenlik ortamının tesisini zorlaştırmaktadır. NATO, AB ve ABD ile Rusya Federasyonu karşılıklı olarak birbirlerinin Doğu Avrupa, Kafkasya, Orta Asya ve Karadeniz’de etkinliklerini dikkatle izlemekte ve gerektiğinde bölgesel istikrarı tehlikeye sokan müdahalelerde bulunabilmektedirler. Doğu Ukrayna, Kırım, Transdinyester, Güney Osetya ve Abhazya sorunları hep bu çerçevede bölge güvenliğini tehdit eden sorunlar olarak karşımızda durmaktadır” diyerek sözlerini sürdürdü.
“Türkiye Konumlandığı Coğrafyanın Özelliğinden Dolayı Dünyanın Önemli Jeopolitik Alanlarının Merkezinde Yer Alan Bir Ülkedir”
Karadeniz’in statüsü uluslararası antlaşmalarla güvenceye alınmış ve uzun süredir istikrarını koruyan bir barış denizi olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ak, “Karadeniz’in Türkiye’nin güvenliği açısından önemi çok büyüktür. Türkiye konumlandığı coğrafyanın özelliğinden dolayı dünyanın önemli jeopolitik alanlarının merkezinde yer alan bir ülkedir. Türkiye, Akdeniz, Karadeniz, Kafkasya-Hazar alanının geçiş yollarının üzerinde konumlanmakta ve aynı zamanda bölgesel işbirliğini farklı bölgelere genişletme yeteneğine sahip bir ülkedir. Karadeniz 422.1983 km2’lik alanıyla Türkiye’yi Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya ve Gürcistan ile hem komşu ülke yapmakta, 1685 km’lik kıyı şeridiyle bölgesel sistemin başat bir aktörü konumuna getirmektedir. Türkiye, jeopolitik ve jeostratejik konumundan kaynaklanan üstünlüklerinden dolayı, bölgede önemli bir aktör olarak var olmaktadır. Bu durum Türkiye’nin dış politikasını belirleme açısından da Karadeniz’i önemli kılmaktadır” dedi.
“Bölge Ülkeleri Arasında Sadece İktisadî İlişkilere Değil Siyasî İlişkilere de Katkı Sağlamak Amaçlanmıştır”
Prof. Dr. Ak, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Türkiye bölgesel barışın korunması yolunda bazı önemli girişimleri hayata geçirmiştir. 1991’de Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın kurulması bu çabanın başlangıcını oluşturmuştur. Arnavutluk, Azerbaycan, Gürcistan, Ukrayna, Bulgaristan, Türkiye, Yunanistan, Romanya, Moldova, Rusya ve Ermenistan’ın kurucu üyeleri olduğu bu teşkilat zaman içerisinde genişlemiştir. Türkiye bu projeyi ortaya atarken dostluk ve iyi komşuluk hedefi ile yola çıkmıştır. Bu sayede bölge ülkeleri arasında sadece iktisadî ilişkilere değil siyasî ilişkilere de katkı sağlamak amaçlanmıştır. Türkiye aynı zamanda Karadeniz’de barış ve istikrarın idamesi maksadıyla, bölgesel iş birliği faaliyetlerinin artırılması ve iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik olarak sahildar devletlerin katılımı ile çok uluslu bir deniz kuvvetinin oluşturulması amacıyla Karadeniz Donanma İşbirliği Görev Grubu’nu kurmuştur ve oluşumun kurumsallaşması yönündeki çabalarını sürdürmektedir.
Montrö Antlaşması’nın sağladığı güvence esas alınarak Türkiye’nin yeni dönemde bu bölgeye daha fazla kaynak tahsis etmesi ve daha fazla ilgi göstermesinin kaçınılmaz olduğunu belirten Prof. Dr. Ak, “Karadeniz’de önemli gelişmeler yaşanırken, Türkiye’nin bölge politikalarına yardımcı olacak bilimsel etkinliklerin arttırılmasında hiç şüphesiz büyük faydalar bulunmaktadır. İstanbul Üniversitesi ile Bahçeşehir Üniversitesi’nin işbirliğiyle ve Üniversitemiz Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi’nin ortak organizasyonuyla hayata geçirilen “Karadeniz: Bir Barış Denizi” konulu panelin bu açıdan büyük katkılar sağlayacağı inancındayım. Panelin hazırlanmasında emeği geçen herkese ve bilhassa değerli bildirileri ile panele katkı yapacak olan bilim insanlarına şükranlarımı sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum” diyerek sözlerine son verdi.
“Tarihsel Süreçte Karadeniz’in Güvenliği Gerek Ülkemiz Gerekse Mirasçısı Olduğumuz Osmanlı İmparatorluğu İçin Hayati Önem Taşımıştır”
Panelin moderatörlüğünü üstlenen ve panelin Üniversitemiz ile Bahçeşehir Üniversitesi’nin ilgili bölüm ve merkezlerinin, ülkemizin uluslararası alanda çıkar ve haklı politikalarını destelemek amacıyla birlikte yapağı nice çalışmaya başlangıç teşkil edeceğini söyleyerek sözlerine başlayan İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Komsuoğlu Çıtıpıtıoğlu, “Tarihsel süreçte Karadeniz’in güvenliği gerek ülkemiz gerekse mirasçısı olduğumuz Osmanlı İmparatorluğu için hayati önem taşımıştır. Tarih sahnesinde Karadeniz’e değen hangi ağı çekip alsak hem o dönemi ilgilendiren hem de ötesini ilgilendiren çok kilit bir gelişmeye işaret ettiğini görmekteyiz. Farklı dönemlerin, farklı olaylara yol vermiş anlatıların ötesinden bugün tarihe bakıp hatırlamamız gereken en önemli vurgu ise boğazların bu ülkeye can veren ana damarlardan biri olduğudur. Bugün hocalarımız uluslararası ilişkiler, uluslararası hukuk ve siyasi tarih çalışmaları bağlamında Karadeniz’i bir barış denizi yapan tarihsel süreci, uluslararası dengeleri ve süreçleri, ülkemizin konumunu ve rolünü anlatarak ele alacaklar” dedi.
“Güçler Dengesi İtibariyle Üçüncü Tarafların Avrupalıların ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Bölgede Yoğun İlgisi Olduğunu Söylemek Mümkün”
“Tarihsel Perspektiften Türk Dış Politikasında Karadeniz Güvenliği” başlığıyla panelin ilk konuşmasını yapan ve konunun hem zaman itibarı ile hem de içerik itibari ile aslında Türk dış politikalarının önemli konularından bir tanesi olduğunu belirten Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Canan Sokullu, “Konuyu biraz tarihsel perspektiften incelersek 16. yüzyılda bir Türk- Rus ilişkileri olduğunu görüyoruz. Türk- Rus ilişkilerinin genel olarak ortak uzlaşmazlık alanları ve işbirliği alanları aslında Kafkaslar, Balkanlar ve Karadeniz olarak karşımıza çıkıyor. 16. yüzyılda şöyle geriye baktığımızda aslında bu bölge, dönem dönem ikili ilişkilerde işbirliklerine neden olsa da her zaman üçüncü tarafların da çok dikkatini çekiyor. Güçler dengesi itibariyle üçüncü tarafların Avrupalıların ve Amerika Birleşik Devleti’nin bölgede yoğun ilgisi olduğunu söylemek mümkün. O yüzden bölge aslında çok aktörlü ve güvenlik ihtiyaçları itibariyle de çok çeşitli güvenlik konularını içeren bir bölge durumda. Karadeniz bölgesi bir bölge siyasetinden ziyade, Rusya ve Türkiye arasında ve bundan önce de Çarlık Rusya’sı ile Osmanlı imparatorluğu’nda da ikili ilişkilerin temel noktasıdır. Bölgede aslında çok çeşitli güvenlik ihtiyaçları ve öncelikleri var. Fakat tarih içerisine baktığımızda temel aktörlerin bu ihtiyaçları da çoğu zaman çatışıyor” dedi.
Prof. Dr. Sokullu, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Karadeniz bölgesi aslında 16. yüzyıla kadar giden bir ilişkilere sahip çoğunlukla iki güç arasındaki bölgesel egemenlik rekabeti üzerinden ilişkiler devam ediyor. 18. yüzyıldan başlayacak olursak özellikle Küçük Kaynarca Antlaşması’nı, ikili ilişkiler bakımından bizim tarihimizde de önemli bir kırılma noktası olarak görürüz. 19. yüzyıla geldiğimizde iki ülkenin belirleyici ilişkilerin trendleri yine rekabet ve zaman zaman yakınlaşma olarak karşımıza çıkıyor. Fakat bu sefer bu yakınlaşmacı veya rekabetçi ilişkilerin doğasına üçüncü aktörler de devreye giriyor. Bölge üzerinde özellikle dönemin siyasi güçleri olan İngiltere ve Fransa üzerinden ikili ilişkiler okuyoruz.”
“Osmanlı İmparatorluğu’nun Bir Bütün Olarak Etnik ve Dinsel Haritasını Çıkarmışlardır”
“Rus Güvenlik Stratejisinde Karadeniz” başlıklı konuşmasını yapmak için söz alan ve genel anlamıyla Rusların Karadeniz’deki konumundan söz eden İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Onay, “IV. İvan zamanında bugünkü Dış İşleri Bakanlığı’na benzer bir yapı oluşturmuş ve bu yapıdaki en önemli masada Osmanlı İmparatorluğu olmuştur. Özellikle o dönemde Türkiye’ye çok fazla sayıda uzman gönderilmiş ve bu uzmanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir bütün olarak etnik ve dinsel haritasını çıkarmışlardır. IV. İvan döneminden günümüze kadar biz ancak Büyük Katerina zamanında Rusya’nın farkına varmaya başlıyoruz fakat çok geç bir dönem oluyor. Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan sonra iki tane fırkateyn gemisini ticaret gemisi şekline sokarak boğazlardan geçirmişlerdir. Bunlar aslında çok önemli konular ama ayrıntı değil, bazı durumlarda analizler ayrıntılarda gizlidir. Bu kapsamda hala Rusya bizim için bilinmez bir ülkedir” ifadelerini kullanarak sözlerini sürdürdü.
“Rus Tarihine En Önemli Katkısı Rus Halkını At Sırtından İndirerek Gemilere Bindirmeyi Başarmış Olmasıdır”
Rus güvenlik stratejisini dönemin önemli kişilikleri üzerinde anlatmaya devam eden Prof. Dr. Onay, “İbn-i Haldun coğrafya kaderdir demiş, Napolyon ülkelerin politikaları, coğrafyalarında saklıdır derken de adeta İbn-i Haldun’un hakkını vermiştir. Tim Marshall’ın Coğrafya Mahkumları adlı çalışmasının da üzerinde yaşadığımız toprakların bizi her zaman şekillendirdiğini ve savaşlar, iktidar, siyaset ve yer kürenin her yerini işgal eden halkların sosyal gelişimi coğrafyanın etkisiyle şekillendiğini söylerken coğrafyanın ülkelerin politikalarının şekillenmesinde önemli bir yeri olduğunu vurgulamıştır. Rusya tarihine damgasını vuran, Rus stratejisinin günümüze kadar değişmeden ana hatlarını belirleyen kişi Çar Petro’dur. Büyük Petro’nun Rus tarihindeki rolü gerçekten çok büyüktür. Rusya’yı Moskova’nın geleneksel değerlerinden arındırarak yeni bir Rusya yaratmayı başaran kendisidir. Rus tarihine en önemli katkısı Rus halkını at sırtından indirerek gemilere bindirmeyi başarmış olmasıdır. Denizlere ulaşmak ve onlara egemen olmak Petro’nun asıl hedefidir. Bu dönemde Rusya’nın genişleme sınırlarına da bakıldığında hep bu hedef görülür. Bulgaristan seferi, Sofya’nın alınması, Azak’ın ele geçirilmesi ki Azak’ın en önemli özelliği de Karadeniz’in kilidi konumunda olmasıdır. Bu kilidin açılmasıyla Petro, Azak Denizi sahilinde deniz donanması için inşa emri vermiş. Amacı ise bugün de son derece stratejik önemi olan Kerç Boğazı’nı ele geçirmek ve Karadeniz’e çıkmaktır” dedi.
“Şu Ana Kadar Dünyada Ne Kadar Stratejik Teori Varsa Hepsinde Karadeniz’inde Yeri Vardır”
“Türkiye’nin Karadeniz Deniz Güvenliğine Katkıları” başlıklı konuşması için söz alan Bahçeşehir Üniversitesi Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Müdürü Doç. Dr. Cihat Yaycı, “Karadeniz çok enteresan bir denizdir. Baktığımız zaman 41 ile 47 kuzey enlemleri arasında ve 28 ile 42 doğu boylamaları arasında yer alan bir bölgeden bahsediyoruz. Bizim Türkiye olarak politikamız genişletilmiş Karadeniz anlayışına karşıdır. Neden? Çünkü genişletilmiş Karadeniz dediğiniz zaman Karadeniz’i deniz ortamından çıkartırsınız ve genişlettikçe birçok sorunu içine dahil edersiniz. İçine dahil ettiğiniz her sorun deniz ortamının da karışmasına, o dar alandaki huzurun bozulmasına neden olur. Ve müdahaleler için suni dayanak bulmuş olur. O yüzden bizim politikamız her yerde genişletilmiş Karadeniz Havzası kavramına karşı çıkmaktır. Biz Karadeniz’in bir barış denizi olduğuna inanırız. Karadeniz baktığınız zaman çok önemli tarihler boyunca çok önemli konumlarda olmuştur. Şu ana kadar dünyada ne kadar stratejik teori varsa hepsinde Karadeniz’inde yeri vardır. Bu bakımdan Karadeniz gerçekten çok önemlidir ve dolayısıyla Türkiye’nin de yeri var demektir. Öyle bir yerdeyiz ki, deniz karadan kopartılamaz. Tarih boyunca da böyleydi ama şimdi bunu çok daha iyi anlar vaziyete geldik. Türkiye gerçekten çok iyi bir politika güdüyor. Tarihsel olarak Karadeniz’de izlediğimiz politika, Karadeniz’in bir barış denizi olmasına çok büyük katkı vermiştir ve verecektir. Türkiye, Soğuk Savaş’ın en ateşli zamanında cephe ülkesiydi hem de Karadeniz’de ve 1986’da Türkiye Sovyetler Birliği ile Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Antlaşması imzaladı. Bu gerçekten ciddi anlamda diplomatik bir başarıdır” dedi.
“Avrupa Birliği ve NATO, Transatlantik Güvenliği ve Transatlantik Hassasiyetinin İki Önemli Kurumsal Zemini Diyebiliriz”
“Avrupa Birliği Güvenlik Stratejileri Bağlamında Karadeniz” başlıklı panelin son konuşmasını gerçekleştirmek için söz alan İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Erler Bayır, “Avrupa Birliği aslında önemli bir bölgesel örgütlenme, bir alt sistem olup aynı zamanda Avrupa Birliği’nin sınırları gereği yaklaştığı veya doğrudan sınırı olan bölgelerin suyun genişlemesi sonrasında özellikle Romanya ve Bulgaristan’ın 2007’de Avrupa Birliği üyesi, 2004’te ise NATO üyesi olmalarıyla sınırları da Karadeniz’e geldi. Bu üyelik öncesinde de aslında Soğuk Savaş’ın bitimiyle bütün Doğu Avrupa ve hatta balkan ülkelerinin çoğunda Avrupa Birliği ve NATO üyelikleri perspektifi geliştirmeleri ve hemen Sovyetler Birliği’nin dağılıp bağımsızlıklarını elde etmeleriyle üyelik süreçlerini başlatmaları önemli bir adım olmuştur. Zaten Avrupa Birliği ve NATO üyelikleri işlemleri çok paralel ve eş zamanlı ilerlemiştir. Avrupa Birliği ve NATO, transatlantik güvenliği ve transatlantik hassasiyetinin iki önemli kurumsal zemini diyebiliriz. Siyasi entegrasyon ve ekonomik entegrasyonda ABD biraz daha ön plana çıkıyor ve NATO ise, biraz daha siyaset entegrasyonu anlamında ön plana çıkıyor. Bu iki köklü yapılanma Soğuk Savaş’tan beri devam ediyor. Soğuk Savaş sonrasındaki bu değişimle Doğu Avrupa, Balkanlar gibi bölge ülkelerinin üyelik perspektifi geliştirmeleri ve hatta bugün de konuştuğumuz Ukrayna ve Gürcistan üyelikleri, Rusya’nın NATO ile olan ilişkileri dediğimizde de hep bir Doğu’ya doğru ilerleme ve genişleme söz konusudur. Bunlar, Avrupa Birliği için ciddi bazı riskleri de aslında beraberinde getiriyor” ifadelerini kullandı.
“Osmanlı ve Rusya İmparatorluklarının Sona Ermesinden Sonra Karadeniz’in Sahil Hattında Yeni Devletler Kuruluyor”
Panelin değerlendirme konuşmasını yapan ve Karadeniz’in tarihsel gelişimine değinen İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rauf Versan, “Uluslararası ilişkilerde coğrafyanın çok büyük önemi var. Karadeniz önce bir deniz olarak sonra ise bir havza olarak coğrafi önemi nereden kaynaklanıyor? Karadeniz Havzası’nın haritasına baktığımız zaman Avrupa’yı, Rusya’yı ve Orta Doğu’yu birbirine bağladığını görüyoruz. Dolaysıyla stratejik açıdan oldukça önemlidir. Tarihçesine baktığımızda M.Ö. 2000’de Fenikeliler gelmişler buraya ve yine ticaret maksadıyla Yunan tüccarları, Yunan korsanları Karadeniz’in kuzeyine gitmişler. Buralarda birtakım koloniler oluşturuyorlar ve zamanla bu koloniler Karadeniz’in kuzeyinde şehir devletleri haline dönüşüyor. Daha önce M.Ö. iki ve üçüncü asırlarda buralarda Pontus Krallığı kuruluyor. M.Ö. birinci asırda Roma İmparatorluğu burada hakimiyeti ele geçiriyor. M.S. üçüncü asırda Karadeniz steplerini işgal ede ede Moğollar geliyor. M.S. dördüncü asırda Hunlar geliyor. Daha sonra Bulgarlar, Avarlar, Hazarlar ve işte en sonunda M.S. dokuzuncu asırda Bizans imparatorluğu hakim oluyor” dedi.
Prof. Dr. Versan, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Orta çağlarda Karadeniz, Akdeniz’in büyük ticari şehirleriyle hep ilişki içinde olmuştur. İstanbul’un fethinden sonra Karadeniz, sadece Osmanlı gemilerine açık bırakılıyor. 1774’e kadar da bu durum devam ediyor. Bu tarihte Rusya, Karadeniz’de ticaret gemileri bulundurma hakkına sahip oluyor ve kısa süre sonra bu hak Avusturya, Britanya ve Fransa gemilerine de tanınıyor. 1856 Karadeniz tarafsızlık statüsüne kavuşuyor. Osmanlı ve Rusya İmparatorlukları’nın sona ermesinden sonra Karadeniz’in sahil hattında yeni devletler kuruluyor. Bu devletlerde kıyı devletlerine tanınan haklardan ve deniz alanlarından istifade etmeye başlıyorlar. Fakat bütün yüksek tansiyonlu dönemlerde kıyı devletleri kendilerini diğer devletlerin gemilerini uygulama hususunda bir eğilim içerisinde oluyorlar. Nitekim Karadeniz örneğinde de bu eğilimi görüyoruz. Geçiş önceden ihbar edilmesi şartına bağlanıyor veyahut geçişin izne tabi olması gerektiği ileri sürülüyor. Dünya ticareti açısından büyük bir öneme sahip fakat kısıtlama söz konusu olduğu zaman o serbestlikte o ölçüde engellenmiş oluyor.”
Haber: Sevda ÖZDEMİR
İÜ Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü
Öne Çıkan Haberler
İÜ KAGEM, Staj Seferbirliği Projesindeki Başarısıyla Öne Çıktı
OMAR’dan Osmanlı Çocuk Musikisi Üzerine Kitap ve Plak Projesi
Birçok Üniversitede Kabul Edilen PTE Academic İngilizce Dil Yeterlilik Sınavı Üniversitemizde Yapılıyor
İÜ İstanbul Tıp Fakültesi’nde Beyza Büşra İnalöz Çocuk Hematoloji Onkoloji Servisi Açıldı
Arş. Gör. Dr. Fatma Önay Koçoğlu, Fransa’nın Türkiye Büyükelçiliği Tarafından Yürütülecek Programla Desteklenmeye Hak Kazandı
Online/Canlı Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Sertifika Programı Başlıyor